Gerekli asayiş ve güvenlik önlemleri alınmazsa ilçe vatandaşlarının can, mal ve namusu tehlikede… konulu yazıyı ele alan Çubuk’un araştırmacı gazeteci yazarı Şuayip Yaman tüm detaylarıyla dol dolu Çubuk emniyetini kaleme aldı.
Gerekli tedbirler alınmazsa Çubuk yaşanabilir bir kent olmaktan çıkar; İlçe Metropol bir kent değil, TEKSAS” olur.
Diğer konularda olduğu gibi ilçenin asayiş ve güvenliği de Allah’a emanet...
Öncelikle ilçe de meydana gelen birkaç olaya değineceğim:
Vatandaşlar sabah, akşam sapıklar ve sapkınlar tarafından taciz ediliyor, kaçırılmak isteniyor.
İlçede özellikle doğan, şahin ve murat markalı araç kullanan ve üstelik de sarhoş olan magandalar tarafından genç kızlara;
Öpücük gönderiliyormuş,
Arkalarından ıslık çalınıyormuş,
Çok tatlıymışsın, numaranı alsak” şeklinde tacizlerde bulunuluyormuş...
Kızlar korktukları için yakınlarına söyleyemiyormuş... Birtakım kızlar, “Ailelerimize söylersek bizi okula ve dershaneye göndermezler, sokağa bile çıkartmazlar. Üstelik de başlarına bir bela gelir” diyorlar. Sapıklar da bundan cesaret alarak aynı davranışı bir başka gün tekrar ediyorlarmış.
Bu tür davranışta bulunan gözü dönmüş sapık ve sapkınların bacıları, anneleri ve eşleri yok mu?
Geçtiğimiz ay Cumhuriyet Mahallesi Hilal Sokak’ta genç bir kız bir erkek tarafından tacize uğramış, elinden zor kurtulmuş. Emniyet yetkilileri, faili kamera kayıtlarından tespit etmiş ve yakalamış, aynı şahıs daha önce de başka bir taciz olayından şüpheli imiş...
Aşağı Çavundur yolunda bir kadın aracın içindeki sapıklar tarafından kaçırılmak istenmiş, ama kadın kendi çabasıyla kurtulmuş...
Yine geçtiğimiz ay içersinde bir akşam üç kadın kaçırılmak istenmiş... Kadınlar, Yunus Market ile Hastane arasında kaldırımda yürürlerken, bir araçtan inen iki kişi önce “bir yer soracaktık” demişler. Kadınlar şahısların durumundan şüphelendikleri için cevap vermemişler.
Kadınlardan yüz bulamayan şüpheliler bir müddet sonra iki arabayla arkalarından gelmişler, araçların birinden inen daha önce “bir yer soracaktık” diyen şüpheli şahıs bu defa “sizi gideceğiniz yere götürelim” demiş.
Kadınlardan biri diğer kaldırımdan gelen birinden yardım istemiş, o da gelip tacizcilere katılmış, Çünkü o da onlardanmış. Etraf kalabalıklaşınca tacizciler kaçmış. Kadınlar polisi aramışlar. Tacizciler polis ekipleri tarafından yakalanmış!!!
Yine bir gün; Yeni Şabanözü kavşağında üç şehir eşkıyası bir özel halk otobüsünü durdurarak, onca insanın arasında bir kadını alarak uzaklaşmışlar..Otobüsteki duyarsız yaratıklarda korkularından ne yapacaklarını bilememişler, olayı adeta bir film ve dizi gibi seyretmişler…
Örnekleri çoğaltmak mümkün...
Bu olaylardan benim haberim var da; İlçenin etkili, yetkilileri, ilçenin uyum içerisinde idare edildiğini iddia edenlerin! Oturduğu yerden hariçten gazel okuyanların neden haberi yok? Allah aşkına onlar ne ve nelerin peşindeler?
Ya da bu olaylardan haberleri var da neden her şeyi güllük gülistanlık gösteriyorlar, bu durum onlara ne kazandıracak? Onlarında çoluk-çocukları, yakınları yok mu? Ne demişler, “Bugün bana yarın sana…
Hadi; Doğu ve Güneydoğu da terör var ve de insanlar kaçırılıyor. Geceleri sokağa çıkamıyor. Çubuk’ta ne var da insanlar tacize uğruyor ve kaçırılmak isteniyor?
Vatandaşlar ilçede huzur ve güven ortamında yaşamlarını sürdüremeyecek mi?
İlçedeki bir takım menfaat grupları uyum içinde ve sürekli köşe dönmece oynarken, vatandaş maalesef güven içinde değil...
İlçede asayiş ve güvenliğin tam olarak sağlanması için, gerçi hiç tasvip etmem ama ille de üst düzey bir yetkilinin bir yakının saldırıya veya tacize uğraması mı lazım?
Bir zamanlar 3 bin askeri ve 750 subay kadrosu olan Askeri Garnizon Çankırı’ya, oradan da Konya’ya taşındı.
Askerlik Şubesi, Abidinpaşa’ya gitti.
Bu iki güvenlik birimi insanlara bir güven ve moral veriyordu.
O zamanlar ilçede asayiş ve güvenlik sorunu yoktu. Ne zaman bu unsurlar ilçeyi terk etti. İlçede huzur ve güven de bitti. Hatta bazı mihraklar onların gidişine öyle sevindiler ki, neredeyse davul-zurna çalıp bir göbek atmadıkları kalmıştı. Birilerine gün doğdu. Köpeksiz köyde çomaksız gezmeye başladılar...
İlçede şimdilerde asayiş ve güvenlik kuvveti olarak Emniyet Müdürlüğü ve bir de İlçe Jandarma Komutanlığı var. Bunlar da şehir dışındalar. Üstelik personelleri de yeterli değil.. Buna rağmen ellerinden geleni yapıyorlar.
Şu sıcak Yaz günlerinde insanlar parklara gidemiyor. Çünkü güvenlik yok. Kamera sistemi ile izleniyor. Bu da güven vermiyor. Vatandaşlar akşamları sadece Çarşı İçi’ndeki kuruyemişçi, dondurmacı ve Çubuk Çay’ı kenarındaki cafe ve bistrolara gidiyorlar. Erken saatlerde de evlerine dönüyorlar.
Vatandaşlar, “Güvenlik zafiyeti yüzünden erken saatlerde evlere hapsoluyoruz. Sokak düğünleri yüzünden de balkonlarımıza çıkamıyoruz. Çünkü her an bir maganda kurşununa hedef olabiliriz” diyorlar.
Bir zamanlar mahalle bekçileri vardı...
1970-80’li yıllarda ilçe sokak ve caddelerinin asayiş ve güvenliği bekçiler tarafından sağlanıyordu. Bekçi bir düdük çaldı mı, ortalık süt-liman olurdu.
Polise çok az görev düşerdi. Polis daha çok karakolda oturur idari hizmet verirdi. Ufak tefek olaylarda Şehir Kulübü’nde karşılıklı iyi niyet esasına göre çözülürdü. Şimdi insanların gözüne bir çöp kaçsa soluğu Emniyet veya Adliye de açıyor. Bu birimlerde asli görevlerine zaman ayıramıyor.
Yine o zamanlar Jandarma Komutanlığı şehir merkezinde, Kaymakamlık binasının altında idi.
Aileler başlarında bir erkek olmadan ‘Mahfel’ in (şimdiki ASKİ Tahsilat Merkezi’nin oldu yer) Aile Çay Bahçesi’nde gece geç saatlere kadar oturabilirlerdi. O zaman herkes birbirini tanıyordu. Bekçiler akşam kararmadan düdüğü öttürdü mü, sokakta kimse kalmazdı. Herkes evine giderdi.
O yıllarda üniversite de okuyorduk. Bizler bile Akşam Ezanı okunmadan evlerimize giderdik. Şimdilerde 3-5 yaşındaki çocuklar bile gece geç saatlere kadar sokaklarda geziyor. Bunların ebeveynleri yok mu?
Belediye Başkanı zaman zaman, “ilçeyi turizm de cazibe merkezi yapacağız” dese de, bırakın cazibe merkezi olmayı ailelerin şu sıcak Yaz günlerinde huzur ve güven içerisinde gidip oturabilecekleri bir aile bahçesi bile yok. Daha dün ailelerin rahatça gidip gezip ve oturabildiği yeşil Çubuk Parkı ise akşamları sinek avlıyor. Çünkü ‘güvenlik” yok. Sadece e 24 saat kamera sistemi ile izleniyor. Halkta bu sisteme inanmıyor.
İlçe Merkezi’nde ‘ASAYİŞ ŞUBE’ ye ihtiyaç var...
İlçenin, nüfus ve yüz ölçümüne göre emniyet personeli yetersiz..
İlçemizin yüzölçümü 1362 km2. Resmi nüfusu ise 84.646 ama ilçede yaklaşık 100 binden fazla insan yaşıyor.
Yaklaşık 130 polisin görev aldığı Emniyet Müdürlüğü akşamları hangi olaya yetişecek? Onlarda insan; Bu personelin, izni var, nöbeti var, idari işleri var, hastalığı var. Robot değiller ki bu insanlar, her şeyi otomatik bir emirle yapsınlar. Onların da bir tahammül sınırları var.
Özellikle şehir merkezinde olaylara anında müdahale etmek için bir ‘Asayiş Şube’nin ivedi olarak kurulması lazım.
Metropol İlçe olduk da ne oldu?
23 Temmuz 2004 tarihinde Metropol İlçe olduk... Bu tarihten sonra ilçemize maalesef Ankara’nın varoşları geldi.
Buna paralel olarak da sosyo-ekonomik yönden zayıf ailelerin ilçeye göçü neticesinde; ahlaki, manevi, sosyal ve kültürel değerler hızla dejenere olmaya (yozlaşmaya) başladı.
‘Metropol İlçe’ olmadan önce her mahalle de 10-15 yoksul aile varken ve bunlarına ihtiyaçları da mahalli olanaklarla giderilirken şimdilerde bu sayı her mahalle de 1500-1500’lere yükseldi.
İlçede madde kullanımı ve satışı hızla artmaya başladı.
İlçe merkezinde günlük münferit olayların yanı sıra, zaman zaman da birtakım grupların karıştığı toplu olaylarda meydana gelmektedir. Bunların da bazılarında yaralanmalar ve hatta ölümle sonuçlanan çatışmalar olmuştur ve önlem alınmazsa olmaya da devam edecektir..
Ve hatta gençlerin bazıları bir dizi kahramanı olan ‘Polat Alemdar ‘a özenerek, “A Takımı’ nı
bile kurmuşlar; Sözde ilçedeki madde satıcıları ile mücadele ederek, bunların kökünü kazıyacaklarmış. Konuyla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde bir gencimiz bu takım tarafından araç içinde darp edilmiş. Önlem alınmazsa bunun sonu felaket olur.
Ne günlere kaldık…
Akşamları “Teksas” filmlerini aratmayan bu görüntüler ilçemizde hızla artış göstermektedir. Bunlara müdahale için sadece 2-3 sivil ekip ve 8-10 personel yeterli midir? Asayiş ve güvenlik yönünden Çubuk nereye koşuyor?
Bu konuda bir an önce önlem alınması gerekir.
İlçenin ‘Asayiş ve Güvenliği’ni sadece Emniyet Müdürlüğü’ne havale etmekle sorun çözülmez. Böyle düşünenler polise haksızlık ederler.
İlçemizin asayişi ve güvenliği son derece önemli bir konudur. Oysa İlçemizden daha az nüfusa ve yüz ölçüme sahip olan il ve ilçelerde daha çok karakol ve daha çok polis var.
Daha dün Çubuk’a bağlı bir köy iken, 2008 yılında ilçe olan ve 148 km2. Yüz ölçüme sahip Pursaklar da bir Emniyet Müdürlüğü’nün yanı sıra iki adet de “Nokta Karakol” var.
Ama 1362 km2. Yüzölçümü olan ilçemizde sadece Emniyet Müdürlüğü var. Bu ilçemize reva mı?
Gelişmiş AB ülkelerinde 200-250 kişiye bir polis düşerken, Türkiye'de 400 kişiye bir polis düşüyor.
Buradan hareketle ilçe nüfusunun 84.646 olduğunu düşünürsek, ilçemizde Avrupa standartlarına göre ilçemizde, 423-339 arasında olmalıdır.
Türkiye standardına göre ise ilçemizde en az 212 polis olması gerekir.
Oysa Çubuk'ta yaklaşık 120 polis var. Bu sayı Türkiye şartlarının çok altında...
Üstelik ilçenin yerleşimi büyük bir ova içerisine yayılmış durumda iken...
İlçedeki 120 polisten neredeyse yarıya yakınının genel idari hizmetlerde görev yaptığını, bazılarının da izinli, raporlu olduğunu düşünürsek, geriye kalan personelle ilçenin asayiş ve güvenliğini nasıl sağlarsınız, ne zamana kadar başarı yüzde kaç olur? Gerisini artık siz düşünün…
Metropol İlçe olduğumuz 23 Temmuz 2004 tarihinden günümüze kadar 27 vilayetten yaklaşık 30 bin göç aldık. Yerleşenlerin çoğunun da ekonomik-sosyal ve kültürel durumları pek de iç acıcı değil.
Bu nedenle de O' yıldan beri madde satışlarında, buna paralel olarak da madde kullanıcılarında, ayrıca hırsızlık ve fuhuş olaylarında gözle görülür bir artış olduğu iddia ediliyor.
Bu kadar az personele rağmen yine de İlçe Emniyeti’nin son yıllardaki başarısı inkâr edilemez bir gerçektir. Bu kadar personelle her türlü mağduriyete rağmen hem ilçenin asayiş ve güvenliğini sağlayacaksınız ve hem de hırsızları, esrar ve sigara kaçakçılarını yakalayacaksınız.
Bu büyük bir özveri isteyen bir davranıştır. Ve takdire şayandır.
İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün merkezde daha 212 personele ve en az 4 karakola ve bir de İlçe merkezinde ‘ASAYİŞ ŞUBE’ ye ivedi olarak ihtiyaç var...
Bu sorun giderilirse ilçenin asayiş ve güvenliğindeki sorunlar tamamen olmasa bile ortadan kalkar. Emniyet Müdürlüğü rahat bir nefes alır.. Çünkü geride 77 köyden mahalle daha var. Şüphesiz onların da asayiş ve güvenliğe ihtiyacı olacaktır.
Birtakım mahallelerin ilçeye mesafesi Ankara kadar;
40 km. uzaklıkta mahallerimiz var. Örneğin ilçenin Kuzey’inde bulunan; Uluağaç ve Yıldırım Aydoğan köylerinin ilçemize uzaklığı 40 km. Yıldırım Evci Köyü’nün 37 km. Kösrelik Köyü’nün ise 32 km. Allah esirgesin bir olay vukuunda asayiş ve güvenlik unsurları buralara nasıl müdahale edecek?
Hani Ankara’da ne varsa Çubuk’ta da o olacaktı.
Metropol olmak kolay mı? İlçe Emniyet yetkilileri, “şu kadar personel, araç ve gerece ihtiyacımız var” deme lüksüne sahip değil. Bu sorunu ilçenin kanaat önderlerinin, sivil toplum örgütlerinin ve özellikle de siyasilerinin tespit edip ilgili mercilere özellikle de İçişleri Bakanlığı'na iletmeleri gerekir.
Çubuk Emniyet Müdürlüğü'nde polis sayısı yetersiz…
İlçemizi zaman zaman ziyaret eden İçişleri Bakanlığı yetkilileri ilçedeki polis sayısının yetersiz olduğunu belirterek, bu sayının arttırılması için çalışmalar olduğunu söylemişlerdi.
Ne yazıktır ki, o zamandan bu yana İlçe Emniyet Müdürlüğü'ndeki polis sayısında hiçbir artış olmadı. Ama nüfusumuz artmaya devam etti, Hem de dengesiz bir şekilde.
İlçemizde sadece yeni bir Emniyet Müdürlüğü binası var. Bu kurum her türlü imkânsızlıklara rağmen yaklaşık 120 polis ve birkaç araçla ilçe merkezinde görevini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor.
Oysa ilçemizin yüzölçümü 1362. Km2. ve oldukça büyük bir alana yayılmış durumda.. Üstelik 1 Nisan 2014 tarihi itibariyle İlçemiz 7 merkez ve 77 köyden mahalle olmak üzere toplam 84 mahalleden ibarettir.
Bu nedenle yeni mahalle olan yerleşim yerlerinin de zamanla asayiş ve güvenliği de söz konusu olacağından belirli mahallelere de karakollar kurulması gerekecektir. Örneğin Yukarı Çavundur, Akkuzulu, Kışlacık, Camili, Ovacık mahalleleri bunlardan birkaçı olabilir.
Emniyet yetkilileri, “halk polise yeterince yardımcı olmuyor. Oysa halkın desteği olursa emniyet güçlerinin olaya müdahalesindeki başarısı % 98 olur” demektedirler. Haksız da değiller. Herkes yurttaşlık görevini layıkıyla yerine getirip polise yardımcı olmalıdır. Batı toplumlarında halk, polisin gözü kulağıdır.
Vatandaş, 'ALO 155 Polis İmdat Hattı'na ihbarda ya geç kalıyor veya “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyerek hiç itibar etmiyor. O yılan kendisine dokunduğu zaman da iş işten geçiyor.
Bu da emniyet güçlerinin olaya anında müdahalesini geciktiriyor ya da önlemiş oluyor.
İlçe Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ve amirleri “personel, araç ve gereç ihtiyacımız yok veya biz elimizdeki imkânlarla da ilçenin asayiş ve güvenliğini sağlayabiliriz, yeter ki halk bize destek versin, doğru ve sağlam ihbarlarda bulunsun” diyebilirler.
Bazı sağduyulu vatandaşlarda, “Biz bir şikâyet için 155’i arıyoruz. Polis şikâyetçi misiniz? Şikâyetçi iseniz gelip dilekçe vereceksiniz, imza atacaksınız deyince biz de vazgeçiyoruz” diyorlar.
Vatandaşlar, “Polis sanki bize ahret suali soruyor. Aradığımızda zaten telefonumuz karşı tarafa çıkıyor. İhbar yanlış olduğunda, gelip bizi pekâlâ bulabilirler. Biz emniyet güçlerine yardımcı olmak istiyoruz. Neden meşgul edelim ki” diyor.
Personel, araç, gereç ve teçhizat noksanlığı, ister istemez güvenlik zafiyetini de zamanla beraberinde getirecektir. Bun durumda Emniyet, personel ve araç sayısı yeterli olmadığı için olaylara ancak öncelik sırasına göre müdahale edebilir.
İlçe Emniyet Müdürlüğü de eldeki imkânları en iyi şekilde kullanarak, halkın can ve mal güvenliğini korumaya çalışıyor. Daha fazlasını beklemek de haksızlık olur.
Peki, ne zaman ve nereye kadar?
Bunun başka bir çaresi ve alternatifi olamaz. Neticede polis de bir insan, bir robot değil. Onlar da bir gün yorulacak, yılgınlığa düşecek ve hatta psikolojik bunalıma bile gireceklerdir.
Birtakım sağduyusuz vatandaş da oturduğu yerden, “ne olacak canım, bu iş polisin işi, arasın bulsun, işi ne?” diyemez.
Vatandaşların ve özellikle de olayların cereyan ettiği mekân ve bölgelerde oturan çevre sakinlerinin de duyarlı ve sorumluluk sahibi olmaları gerekir.
Bu kadar imkânsızlığa rağmen İlçe Emniyeti, ellerinde başka bir iş varsa, diğer olaylara en geç 10 dakika içerisinde müdahale edebiliyormuş, bu bile büyük bir başarıdır.
Vatandaşın polisten güç alması ondan korkmaması, güvenmesi hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Polisimiz demokratik anlamda hoşgörülü, vatandaşa saygılı hizmet anlayışıyla görevine devam etmelidir.
Karşılıklı güven esastır; Polis vatandaşa, vatandaşta polise güvenmelidir.
Geçtiğimiz dönem, dönemin Başbakan Yardımcısı ve Bölge Milletvekilimiz Emrullah İşler’in isteği üzerine ilçenin hemen her konudaki sorunlarını içeren ‘78’ sayfalık bir rapor vermiştim. Bu raporların içinde “Asayiş ve Güvenlik” ile ilgili konular da vardı. Ama ilçede bugüne kadar değişen bir şey olmadı.
Şimdi Çubuklu bir milletvekilimiz! var; Ayhan Yılmaz... İnşallah ilçenin asayiş ve güvenlik sorununa bir çözüm bulur... Çubuklular da rahat bir nefes alır... Ben de kendilerine buradan teşekkür ederim.
İlçenin sorunları dağ gibi, ama birtakım üst düzey bürokratlar hala ilçeyi “güllük, gülistanlık” ve her şeyi “süt liman” gösterip, mesleklerinde yükselerek bir üst göreve tayin olup gidiyorlar.
Çubuk ve Çubuk halkı da her zaman olduğu gibi kaderiyle baş başa kalıyor. Böyle olunca da makûs talihini bir türlü yenemiyor.
Önemli olan iyi anılmaktır. Gidenlerin, arkasından yapılan dualar çok önemlidir. Mağduriyeti giderilen gariban bir vatandaşın onlara teşekkür edip, 'Allah razı olsun' demesi, onlar için ödüllerin en büyüğüdür.
Görevlerini layıkıyla yapan bürokratlarımızı tenzih eder, yeni görevlerinde başarılarının devamını dilerim. Bunlar ilçede her zaman iyi olarak anılıyorlar.
Ey ilçenin yetkilileri, etkilileri, aileleri, akil adamları, sağduyudan uzak sorumsuz ve vurdumduymazları; Çubuk’a ne zaman sahip çıkacaksınız?
İlçede asayiş berkemal, her yer güllük gülistanlık!..
Çünkü vatandaş hala kendi âleminde...
Dünyada kanser olarak bilinen hastalık, 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü alması ile bambaşka bir yöne çevrildi.
Çok tehlikeli ve korkunç olarak bilenen kanser, yakın zamanda evde nezle gibi tedavi edilebilir
Bir zamanlar tedavi edilemeyen ve birçok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı tedavi edilemiyor ve her hangi bir ilacı yoktu. Ancak daha sonra bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sadece sizinle paylaşmak istedim, unutmayın; “Kanser” denen bir hastalık yoktur. Kanser, sadece B17 vitamini eksikliğinden başka bir şey değildir. Ağır yan etkileri olan kemoterapi, ilaç tedavisi ve ameliyatı kabul etmeyin! Eski zamanlarda denizcilerin iskorbüt hastalığından müzdarip olduklarını hatırlayın, birçok kişi bu hastalıktan ölüyordu! Bazı kişiler de bundan sürekli kazanç elde ediyordu. Daha sonra ise iskorbütün sadece C vitamini eksikliğinden kaynaklandığını ortaya çıktı. Yani bu bir hastalık değildi! Kanser de aynı şey. Sömürgeciler ve insanlığın düşmanları tam bir kanser endüstrisi inşa ettiler ve çok büyük paralar kazanıyorlar.
Kanserin önlenmesi ve tedavisi hakkında bilmemiz gerekenler
Onkoloji endüstrisi II. Dünya Savaşından sonra büyümeye başladı. Kanserle mücadele etmek için her hangi bir prosedüre, tedavi kürlerine ve masraflara gerek yok! Bunların hepsi, sömürgecilerin ceplerini doldurmak içindir, çünkü kanser tedavisi uzun zaman önce bulunmuştur. Kanser sadece B17 vitaminin eksikliği olduğundan, her gün 15-20 kayısı çekirdeği tüketmemiz yeterli olur. Buğday filizi (tomurcukları) yiyin. Buğday filizi müthiş bir kanser ilacıdır. Bu, tüm kanser önleyici maddelerin en güçlüsü olan sıvı oksijenin ve laetril’in en iyi kaynağıdır. Bu madde, B 17 vitaminin (amigdalin’in) özüdür ve elma çekirdeklerinde bulunur. “Kanserin Ölümü” adlı kitabında Doktor Harold Manner, letril’in etkisinin kanser tedavisinde % 90’ın üzerinde olduğunu yazmıştır!*
Amygdalin (B 17 Vitaminin) kaynakları
Tohum veya meyve tohumları doğadaki B 17 vitamininin konsantrasyon halidir. Bu, elma, kayısı, şeftali, armut ve kuru erik çekirdeklerini kapsıyor. Fasulye filizi, mercimek filizi, lima fasülyesi ve bezelye gibi baklagiller ve tahıllar. Acı badem (doğada en zengin B 17 vitamini kaynağı) ve Hint bademi. Her türlü dut, yabanmersini, ahududu ve çilek. Susam ve keten tohumu. Yulaf, arpa, kahverengi pirinç, buğday, darı, keten ve çavdar. Bu Vitamin ayrıca mayada, ham pirinçte ve balkabağında bulunur.
Kanser karşıtı ürünlerin listesi
Kayısılar (çekirdekler). Diğer meyvelerin çekirdekleri / tohumları:
Elma.
Vişne.
Şeftali.
Kültür eriği.
Erik.
Armut.
Lima fasulyesi.
Bulaşık deterjanın ve sıvı sabunun parçacıklarının vücuda girmesi, kanserin başlamasının ana nedenidir.*
Bulaşıkları ne kadar iyi durulasanız durulayın, ufak bir deterjan parçası bulaşıkların üzerinde kalır ve vücudunuza girer.
Bu zararlı maddeleri tamamen hayatınızdan çıkartmak istemiyorsanız, bunun da basit bir çözümü var.
Bulaşık deterjanını (ve sıvı sabunu) sirke ile 50: 50 oranında karıştırın. İşte bu kadar!
Artık asla kansere yakalanmayacaksınız!
Dondurulmuş limonlar - kansere çaredir
Bunu bilmiyor muydunuz?
Restoranlar ve kafelerdeki birçok uzman, tüm limonları kullanır veya tüketir ve hiçbir şeyi boşa harcamazlar.*
Bütün limonu israf etmeden nasıl mı kullanabiliriz? Son derece basit!
Yıkanmış limonu buzdolabınızın dondurucusuna koyun. Limon dondurulduktan sonra rendeyi alın, tüm limonu rendeleyin (kabuğunu soymadan) ve yemeklerin üzerine serpin.
Limonu sebze salatalarına, dondurmaya, çorbalara, pilav ve bulgura, makarnaya, spagettiye, pirince, suşiye, balık yemeklerine vs… katın. Bu liste sonsuza kadar devam edebilir.
Tüm yemekler beklenmedik bir şekilde, daha önce hiç tatmadığınız lezzetli bir tada sahip olacak. Genellikle limon denince, sadece limon suyu ve C vitamini akla geliyor. Şimdi Limonun Sırrını öğrendiğinize göre, limonu, bir bardak hazır erişte çorbasında bile kullanabilirsiniz.
Kabuğu atmayı önlemenin ve yemeklere yeni bir lezzet katmanın haricinde bütün limon kullanmanın temel avantajı nedir?
Limon kabuğu limon suyundan 5-10 kat daha fazla vitamin içerir. Ve siz genellikle kabuğu atıyorsunuz. Ancak şimdi, basit bir şekilde tüm limonun dondurulması ve ardından yemeklerin üzerine serpilmesi işleminin ardından tüm bu besin maddelerini tüketebilir ve daha sağlıklı olabilirsiniz. Limon kabuğu, vücuttaki toksik elementlerin yok edilmesinde güçlü bir indirgeyici ajandır.
Yıkanan limonu dondurucuya koyun ve ardından her gün yemeklerin üzerine rendeleyin. Bu, yiyeceklerinizi daha lezzetli, hayatınızı daha sağlıklı ve daha uzun hale getirmenin anahtarıdır! Bu Limonun muhteşem Sırrıdır!
Limon (Citrus), kanser hücrelerini öldüren harika bir üründür. Ayrıca kemoterapiden 10.000 kat daha güçlüdür.
Böylece, limon kabuğunun hoş aromasının yanı sıra, limon suyundan 10 kat daha fazla vitamin içerdiği ve vücuttaki toksik elementlerle savaşmaya yardımcı olduğu ortaya çıkmıştır. Fakat en önemlisi, limon kanser hücrelerini öldürmektedir.
Neden biz bunu bilmiyoruz?
Çünkü büyük şirketler, onlara inanılmaz karlar getiren sentetik analogların üretimi ile ilgileniyorlar. Gelirlerini tehlikeye atmamak için, limonun mucizevi özelliklerini gizli tutuyorlar.
Limon ağacının bileşenleri, kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatmak için yaygın olarak kemoterapide kullanılan Adriamycin’den 10.000 kez üstündür. Ve en önemlisi, limon özü ile yapılan terapi sadece kötü huylu hücreleri yok eder.
Yan etkisi olmadığı için limonları dondurun, rendeleyin ve sağlık için tüketin!
Bu bilgilerin kaynağı heyecan vericidir. Bu bilgiyi, 1970’ten bu yana 20’den fazla laboratuvar testinin yapıldığını ve basit limonun, kolon, meme, prostat, akciğer ve pankreas kanseri gibi 12 türdeki kanser hücresini öldürdüğünü söyleyen, dünyanın en büyük ilaç üreticilerinden biri verdi…
Ve daha da şaşırtıcı olan, limon özü ile yapılan tedavi türü, yalnızca malign kanser hücrelerini yok eder ve sağlıklı hücreleri etkilemez.
Haber Yazı: Halil İbrahim Kambak